[Ayrılma vakti gelip çatıyordu sonunda. Hemen yanıbaşımdaki arkadaşı öpüp sonraki üçüne şöylece elimi uzatıyor, yolu gerisin geri koşmaya başlıyordum; arkamdan seslenen çıkmıyordu. Beni artık göremeyecekleri ilk kavşakta yoldan sapıyor, patikalardan seğirtip yine ormanın içine dalıyordum. Güneydeki o kente varmaktı amacım; öyle bir kent ki, köyde kendisiyle ilgili olarak şöyle konuşuluyordu:
“Hani ne insan şu oradakiler! Düşünsenize, hiç uyudukları yok.”
“Neden?”
“Yorulmuyorlar da ondan.”
“Neden yorulmuyorlar?”
“Çünkü aptal hepsi.”
“Aptallar yorulmaz mı?”
“Aptallar yorulur mu hiç!]
sayfa, 19, hikayeler - şosede çocuklar, franz kafka. türkçeye çeviren kamuran şipal.
[Oinos - Ama Agathos, niye ağlıyorsun? - Ve niye - ah niye bu muhteşem dünyanın tepesinde dururken kanatların sarkmaya başladı? Uçuşumuz sırasında ilk kez bu kadar yeşil, ama aynı zamanda da korkunç bir dünya görüyoruz. Parlak çiçekleri bir peri masalından çıkıp gelmiş gibi - ama azgın volkanları ateşli bir kalbin tutkularını andırıyor.
Agathos - Öyleler! Öyleler! Sevgilimin önünde diz çöküp ellerimi kavuşturarak ve gözyaşları dökerek bu gezegeni - bu vahşi gezegeni - birkaç tutkulu sözcükle yaratalı üç yüz yıl oluyor. Parlak çiçekleri gerçekleşmemiş düşlerin en güzelleridir; patlayan volkanları ise en ateşli ve günahkar kalbin tutkularıdır.]
sayfa, 90, bütün hikayeleri - dördüncü cilt, sözcüklerin gücü, edgar allan poe. türkçeye çeviren dost körpe.
[Oinos - Ölümsüzlüğe yeni kavuşmuş ruhumun zayıflığını bağışla, Agathos!
Agathos - Özür dilenecek bir şey yapmadın ki, Oinos’um. Burada bile bilgi insana kendiliğinden gelmez. Meleklere sor ki, öğretsinler!
Oinos - Oysa ben bu boyutta her şeyi bir anda bileceğimi ve böylece mutlu olacağımı sanmıştım.
Agathos - Ah, mutluluk bilmekte değil, öğrenmektedir! Sürekli öğrenmek ne güzeldir, ama her şeyi bilmek cehennem azabıdır.]
sayfa, 86, bütün hikayeleri - dördüncü cilt, sözcüklerin gücü, edgar allan poe. türkçeye çeviren dost körpe.
[“Buradan da ayrıldıktan kısa süre sonra karşımıza bir başka diyar çıktı. Buradaki arılar ve kuşlar öyle dahi ve alim matematikçilerdi ki, imparatorluğun bilgelerine her gün geometri bilimi konusunda talimatlar veriyorlardı. Kral çok zor iki problemin çözümü için bir ödül koymuştu. Bunlar hemen çözüldü - birini arılar, diğerini kuşlar çözdü. Ama kral çözümleri gizli tuttu. Arılarla kuşların hemen bulduğu yanıtlara matematikçiler ancak yıllar sonra, büyük çabalar sarf ettikten, araştırmalar yapıp sayısız kitaplar yazdıktan sonra ulaşabildi.’]
sayfa, 61, bütün hikayeleri - dördüncü cilt, şehrazat’ın 1002. masalı, edgar allan poe. türkçeye çeviren dost körpe.
[Sonunda yaşlanınca, ‘[Şehrazat Sinbat’ın ağzından konuşuyordu] - ‘sonunda yaşlanınca, evimde yıllarca dinlendikten sonra, tekrar yabancı diyarları gezmek istedim. Bir gün, aileme niyetimden hiç bahsetmeden, yükte hafif pahada ağır mallarımı toplayıp bir hamala taşıtarak sahile gittim ve beni henüz görmemiş olduğum bir ülkeye götürebilecek bir geminin geçmesini beklemeye koyuldum.]
sayfa, 54, bütün hikayeleri - dördüncü cilt, şehrazat’ın 1002. masalı, edgar allan poe. türkçeye çeviren dost körpe.
[Sonra, bir yandan kendi kendine şarkı mırıldanırken bir yandan da büyük bir köy ekmeği somununu ateşin yakınına koyarak ısıttı. Her zamanki gibi yemek pişirmek sanki ondaki derin bir özlemi gideriyordu.]
sayfa, 330, malloryon iiii kitap darshiva büyücüsü, david eddings. türkçeye çeviren çiğdem erkal ipek.
[“Şimdi uyuyacağım,” diye karar verdi kurt. Burnunu, muhafaza edercesine yavrunun yanına yaslayarak gözlerini kapattı.]
sayfa, 312, malloryon iiii kitap darshiva büyücüsü, david eddings. türkçeye çeviren çiğdem erkal ipek.
[Onların hiç ehemmiyeti yok. Senin hakiki vazifelerin sadece bana karşı olanlar ve benim sana vereceklerimdir. Bu vazifenin bir hitama erişmesi senin hayatının maksadıdır. Sadece ve sadece bunun için doğdun. Eğer bunu reddedecek olursan, bir kış daha görecek kadar uzun yaşayamayacaksın.]
sayfa, 268, malloryon iiii kitap darshiva büyücüsü, david eddings. türkçeye çeviren çiğdem erkal ipek.
[…Tek başına at binmek, At’ın kaslarının altında kabarıp akışını, laflarla aklı çelinmeden yüzünde rüzgarı hissetmek hoştu.
Güneşin doğuşunu seyretmek için küçük bir tepenin başında dizginlere asıldı; bu da çok hoştu. Güneşin değdiği Zamad Dağları’na bakarak bu güzelliği ve tenhalığı adeta içtikten sonra parlak yeşil tarlalar ile ormanların manzarasını seyretti. Dünya güzellikler ve sevdiği insanlarla doluydu.]
sayfa, 44, malloryon iiii kitap darshiva büyücüsü, david eddings. türkçeye çeviren çiğdem erkal ipek.
[“Ey fırtınalı halk, oynak, vefasız kalabalık!
Ey basiret yoksunu, ey dön dön fırıldak!
Hep en yeni söylentiler çeker ilgini,
Yanar sönersin yanıp sönen ay gibi.
Şakşakçısın, ne ki alkışın etmez beş para,
Yanlış çıkar hükümlerin, sadakatin hava civa,
Katıksız aptaldır sana bel bağlayan kişi.”]
sayfa, 425, canterbury hikayeleri, üniversiteli’nin hikayesi, geoffrey chaucer. türkçeye çeviren nazmi ağıl.